Felsefe

Felsefe Akımı

Kant ile başlayan ve Reinhold, Fichte, Schelling ile Hegel’de doruğa ulaşan bu felsefi hareket, düşünce tarihinin en tartışmalı dönemlerinden biridir.

Bu hikâyeyi anlatma biçimi, çoğu zaman anlatıcının kendi felsefi eğilimlerini de ele verir.

Bir yorum biçimine göre Kant, düşünmenin yeni bir tarzını başlatmıştır — hâlâ geliştirilmesi gereken bir tarz. Bu bakışta Kant’tan sonrakiler, onun düşüncesini yanlış anlayanlar ya da onu ters yüz edenlerdir.

Başka bir anlatı ise Kant’ı büyük bir yapının temellerini atan kişi olarak görür; ardından gelen hareketin, zorunlu biçimde Hegel’de tamamlanması gerektiğini savunur — o nihayetinde “katedrali tamamlar”. Tabii, son söz her zaman olduğu gibi Nietzsche’den gelir: Tanrı öldüyse, katedrale de artık gerek yoktur.

Bazıları içinse bu süreç yalnızca kaçınılmaz bir ilerlemedir, ama onlar yine de Kant’a dönmenin gereksiz olduğunu düşünür; çünkü bu, sonuçta ortaya çıkan yapının çözülmesine yol açabilir.

Böylesi tartışmalar yüzünden, bu dönemi nasıl anlatacağımız meselesi başlı başına bir çatışma alanına dönüşür. Her filozofun takipçileri, kendi ustalarının “doğru yorumu”ndan en ufak sapmaya dahi tepki göstermeye hazırdır.

Ve her zaman aynı sorular yinelenir: “Neden şu tartışmanın temel noktasına değinmediniz?”

Oysa bugüne kadar sayısız anlatı dinledik, hepsi de “gerçekte olan buydu” iddiasındaydı.

Gerçekten bir yenisine daha ihtiyacımız var mıydı?

Daha az göster Daha fazla göster

It seems we can't find what you're looking for.